16 Eylül 2008 Salı

Bir Yıl Daha

Yeni bir yıla daha başladık. Bu, üçüncü yılım olacak öğretmenlikte. Artık buranın en tecrübeli öğretmenlerinden biriyim. Öyle ki müdür olmayan arkadaşım kalmadı -daha deneyimli öğretmenlerin hepsinin batıya bir yerlere tayini çıktı. Benim de doğu hizmetim değil ama burada yaşama limitim yavaştan doluyor sanırım. Önceleri hissettiğim o "bilinmeyen toprakları keşif, toplumun her kesimine hizmet" duygularını artık pek hissetmiyorum. Bakalım.

Öğrenciler resmi tatillerden dolayı bu yıl okula bir hafta erken başlayacaklar. Bu bizi olumsuz etkiliyor çünkü bizim çocuklar, geçen yıl olduğu gibi, fındık toplamaya batı karadenize gittiler, çoğu da bayrama kadar gelmeyecek. Biz habire müfredatı yetiştirme uğraşı vereceğiz. Mezun verdiklerimiz ise geç geldikleri için lise kayıtlarını kaçıracak ve sonra bizi ziyaret edip "okumaya devam edemedik, gelecek sene gideceğiz" cümleleri eşliğinde gözleri dolacak ama gelecek sene de mevsimlik işçi olup kayıtları kaçıracaklar. Ve bu böyle sürüp gidecek.

Tüm öğretenlere yeni eğitim-öğretim yılında başarılar diliyorum.

13 Haziran 2008 Cuma

Alan Taraması

Karneleri verdikten sonra birinci sınıfa öğrenci yazmak için köy evlerini paylaşarak 4 gruba ayrıldık. "Alan taraması" bu demek; öğrenci kaydı için aileleri ziyaret etmek. Köydeki her evde yaşı gelen çocuğu okula yazdırma alışkanlığı tam olarak oturmadığından her sene bu faaliyeti yapıyoruz. Öğrencilerimiz de köyü tanımamızda bize yardım ediyor. Kimi aileler, kız-erkek ayrımı gözetmeksizin, çocukları hiç hayatta değilmiş gibi davranabiliyorlar; "yok" diyorlar, "okula gidecek çocuğumuz yok". Tabii bizim öğrenciler durur mu, gelip kulağımıza fısıldayıveriyorlar "Var hocam, iki tane var hem de, göndermiyorlar." Bu bilgilere dayanarak yapılan ısrarlar sonucunda çocukları olduğunu kabul ediyorlar. 14 yaşını geçen çocuklar için maalesef yapabileceğimiz bir şey yok. 14 yaşını geçmeyenler içinse bakanlık bu sene yeni bir uygulama başlattı: Yetiştirme Sınıfları. Bu sınıflarda ilköğretime hiç başlamamış ya da okulu yarım bırakmış çocuklar hızlandırılmış dersler alarak normalden kısa sürede ilköğretim diploması edinebilecekler. İşte bu alan taramasında en çok yetiştirme sınıflarını anlattık. Gelecek eğitim-öğretim yılında ilgi göreceğini umuyoruz. Birinci sınıfaysa köydeki bütün 7 yaş çocuklarını yazdık. Bir eğitim-öğretim yılını daha böyle kapattık.

30 Mayıs 2008 Cuma

Veda Gecesi

Öğrenci sayısı çoğalınca ilkokuldan ilköğretim okuluna dönüşen okulumuzun ikinci mezunlarını bu sene verdik. İlk mezunlarımız acemiliğimize denk gelmişti; onlara yalnızca okulda küçük bir veda partisi yapmıştık. Bu yıl, merkez okullarınki gibi önceden yer ayarladık ve 20 mezunumuza velilerini de davet ederek ilçe merkezinde canlı müzikli bir veda gecesi organize ettik; köy için servis tuttuk. Geceye bir hafta kala öğrencilerimizi böyle bir olayı ilk defa yaşama heyecanı, bizi de ne giyeceğimizin tatlı telaşı aldı. Cuma günü yani bugün gelip çattığında, öğrencilerimizin 19:00 olarak karalaştırdığımız başlama saatine yarım saat erken gelip masalara yerleştiklerini fark ettik. Hepsinden en beğendikleri giysilerini giyip gelmelerini istemiştik, öyle de olmuş; ellerinden geldiğince özenmişler.

Yemeklerimiz gelmeden önce, sonrasında herkes dağılır diye, toplu fotoğraflar çektik. Yemekten sonra da hareketli müzikler çalmaya başlayan grup, artık yerlerimizde duramayacağımızın sinyalini verdi. Öğrencilerimizle beraber halay çektik; çiftetelli, şemmamme oynadık. Müzik grubuna peçeteye şarkı adını yazarak istek parçası gönderildiğini gören çocuklar kendi istedikleri şarkıları peçetelere yazıp yazıp gönderdiler. Hatta bu durum o kadar çok hoşlarına gitti ki bazen canları o şarkıyı dinlemek istemiyor olsa da peçeteye adını yazıp büyük bir gururla müzisyenlere uzattılar. Bunun dışında, özel gecelerde nasıl giyinilir, nasıl davranılır, garson nasıl çağırılır gibi davranışları fark etmeden uygulamalı olarak öğrendiler. Biz de öğrencilerimizle okul dışında bir ortamda beraber vakit geçirmenin keyfini çıkardık.

Biz okulda olduğumuz sürece veda geceleri düzenlemeye devam edeceğiz. Umarım bizden sonra gelen öğretmenler de başlattığımız geleneği sayarlar ve sürdürürler.

22 Mayıs 2008 Perşembe

Annemin Ziyareti

Atamam doğuya ilk çıktığında, neyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz için, annemi yanımızda getirmemiştik. Böyle düşünen yalnızca biz değilmişiz ki ayak bastığımızda öğretmenevi, tam bir "babalar ve kızları" cennetiydi. Daha sonra, benim burada yaşayacağıma alışma süreci, benim buraya alışma sürecim, mesleğe ısınma sürecim, tuhaf arkadaşlarımı tanıma sürecim, mesafe uzaklığını kabullenme süreci ve daha bir çok sürecin aşılması beklenirken ikinci eğitim-öğretim dönemi bitti ve ben, annemin yanıma gelmesine fırsat kalmadan, yaz tatiline girerek memlekete döndüm.

Yaz tatili boyunca ailecek yoldaki tarihi ve turistik yerleri geze geze çalıştığım yere gitme fikrini düşünürken eylül geldi, ben tek başıma otobüsle buraya vardım.

Eve çıksam mı, eve tek başıma mı çıksam, anlaşabileceğim birini bulabilir miyim, ebeveynlerim eve çıkmadan önce mi gelseler, çıktıktan sonra mı düşünceleri ile ev arkadaşı bulup eve yerleşme süreci, eve ve ev arkadaşına alışma sürecinin çözümlenmesi beklenirken kış geldi ve ben annemin kış soğuklarında yanıma gelmesini istemedim. Kışın geçmesini bekleme süreci, tiyatro çalışmalarının bitmesini bekleme süreci ve yazmaktan yorulacağım pek çok sıkıntılı süreçten sonra nihayet annem mayıs ayında beni on günlüğüne ziyarete geldi.

O arada yeni bir fotoğraf makinesi almayı başarabilmiş olduğum için çok şanslıydı.

Evimi gördü, hatta onu biraz daha düzene soktu; arkadaşlarımla tanıştı; ilçeyi tanıdı, çarşısını gezdi, vakit geçirdiğimiz yerleri gördü; komşu ilçeyi tanıdı; okulumu ziyarete geldi; kısacası içi rahat etti. Bizler ne kadar anlatsak da, görmeden insanların aklında gerçekçi bir şey oluşmuyor. Şimdi onun oluştu, buraların haberlerdeki gibi olmadığını gördü.

Annem burada kaldığı süre boyunca bana, kendi ayakları üstünde duran bir yetişkin olduğumu hissettirdi; çok mutlu oldum. Emekli öğretmen olan annemle sokaklarda dolaşırken artık "şu hocahanımın kızı" değil de "şu hocahanımın annesi" olarak anılmamız ise bana ayrı bir gurur verdi.

Gitmeden önce ona "müessesemizin armağanıdır" diyerek burada çektiğimiz fotoğraflardan oluşan bir CD hazırladım. Otogarda aşağıdan el sallarken yanımda on gün kalmış olduğuna hala inanamıyordum.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Sınav Turizmi

Haftasonu ALES için şehir dışındaydım. Küçük yer olduğundan ilçenin ilinde ALES, KPDS, ÜDS gibi sınavlar yapılmıyor. Biz de bu sınavlara girmek için çevredeki büyük illere gidiyoruz. Sınav süreci gezi tadında, eğlenceli geçse de dert oluyor. Başvuru için git, sınav için ayrıca git...

Geçen sene KPDS'ye girmek üzere en yakın ile gittiğimizde doğunun büyük şehirlerinde "sınav turizmi" diye bir şeyin oluştuğunu fark ettik. Biz 'buralardan kimse girmez KPDS'ye' diye öğretmenevinden yer bile ayırtmadan varmıştık sınav iline. Orada oda bulamayıp isteksiz isteksiz merkezdeki otellere yönelmiştik ki onların birinde de ancak iki oda bulup sevinmiştik. Lobide beklerken bizim gibi sınav için acaip acaip yerlerden gelen öğretmenlerle tanışmıştık. Her sınav dönemi böyle yoğunluk olduğunu söylemişlerdi. Bu dönem bir de ALES'e girince söyledikleri tescillendi. Otobüsler sınava gireceklerle doluydu. Biz bu sefer akıllı davranıp kalacağımız yeri önceden ayarladık. Sınavımıza sorunsuz girdik çıktık. Pazartesi görevlerimizin başındaydık.

4 Mayıs 2008 Pazar

Gezi Vakti

Yaza giderek daha çok yaklaşırken ısınan havalar ve durulan okullar bize gezme vaktimizin geldiğini hatırlatır. Herkes genç olduğundan kimsenin bahanesi yok. Gidelim mi? Gidelim. Okulun servisi tutulur, kişiler ayarlanır, dinlenecek cd hazırlanır, yiyecek malzeme alınır, yola çıkılır. Bu bir gelenek.



Öğretmenliğin haftasonları mutlak tatil özelliği pek güzel. Böylece çalışırken gezme şansımız oluyor. Tabii doğuda olmamız sebebiyle kimsenin adını ağzına al(a)madığı yerleri ziyaret ediyoruz. Zaten gelmesi cesaret isteyen bir yerde yaşadığımız için oraları gezmek ürkütmüyor bizi. Sizi de ürkütmesin. Yollar gayet güvenli, insanlar yardımsever.

Geçen haftadan başlayarak neredeyse tüm haftasonlarımızı gezilerle doldurduk. Kuzeye, güneye, doğuya, batıya... Hazır buradayken doğuyu enine boyuna görmek lazım.

24 Nisan 2008 Perşembe

Ve Perdeler Açıldı

Bütün hazırlıklar tamamlandı, son prova alındı. Yine de 23 Nisan ve 24 Nisan resmi tatil olduğundan son güne kadar Milli Eğitim'den onay gelmedi. Bizimse asıl amacımız 23 Nisan'da ilk oyunu oynamaktı. Bu yüzden oyun gününde oynanmayacak diye üzüldük. Salı günü yönetmenimizin Milli Eğitim Müdürlüğü'ne gidiş gelişlerinin de etkisiyle oyunu sahnelememiz için izin geldi. Alelacele davetiye hazırladık. Koştur koştur ilçenin idarecilerine dağıttık ve okullara öğrenci göndermeleri için telefon ettik.

Merkezdekiler meydandaki törenlerine, biz köydekiler okuldaki törenlerine katıldıktan sonra yani oyunun başlamasından birkaç saat önce salonda toplandık. Sahneyi hazırladık, kostümlerimizi giydik, makyajımızı yaptık. Kulis heyecanı başka bir şeymiş. Son 10 dakika. Kalpler güm güm atıyor. Arada çaktımadan salon dolmuş mu diye bakılıyor. Dolmuş. Ayakta kalanlar olmuş. Seviniyoruz. Son beş dakika. Eyvah, ses sisteminde sorun çıktı. "Arkadaşlar, efektler düzgün çalışmayabilir. Bi' şekilde kurtarın." Buruk bir aaaaaaaaa sesi. Son iki dakika. "Arkadaşlar, sorunu hallettik gibi. Yine de taklırsa kendiniz bir çözüm bulun." Tamam, elimizden geleni yapacağız. Konuşmacı sahneye çıktı. Oyun yarı interaktif, yani çocukların da katılacağı yerler var. En çok da oyunun başında. Provalarda 'ya katılmazlarsa' diye endişeleniyorduk. Kapı arkasından sesleri duyduk; Katılıyorlar. Alkıştan sonra biz gireceğiz sahneye. Kulis kapısında sıra olmuş bekliyoruz. Alkış koptu, koşa koşa sahneye girdik. Ve o andan itibaren sanki hala prova yapıyormuş gibi, karşımızda seyirci yokmuş gibi oynamaya başladık. Ne bir replik unuttuk, ne bir yerde takıldık. Müzikler kimi yerde gitse de bizi yarı yolda bırakmadı.

İkinci hatırladığım oyunun bittiğiydi. Seyircimize selam verdik. Alkışlandık, kulise girdik. Tebrik etmeye kulise gelenler oldu. Gururlandık. Çocuklar bizimle fotoğraf çektirmek istedi, daha da gururlandık. Ertesi gün sokakta yürürken bizi tanıyabilenler arkamızdan oyundaki ismimizi çağırdılar. Meşhur olmuşuz :)